6 numaradaki kadın ve trendeki adam

Her sabah ölüm/işkence/savaş haberlerine uyanıyorum (uyanıyoruz) ve gün içinde akan bir feed’e bakıp oturduğum yerden dünyadaki acıyı, kanı ve pisliği hızlı hızlı “aşağı kaydırıyorum”; acayip duyarlı ve acayip duyarsız insanların sosyal medyada paylaştıklarını boş gözlerle okuyorum, like’lıyorum, geçiyorum. Dünyada ne kadar kötülük, itlik, hergelelik varsa hepsi internette ve fotoğrafları mevcut. Gözlerinize inanamayacağınız, sonrasında gözlerinizi çıkarıp bir kenara koymak istediğiniz görüntüler var. Yine de dayanamayıp bazılarına tıklıyorum ve o güne ruhumu bir güzel sıkıştırarak devam ediyorum. İnsan merakı işte, illa her şeyi kanırtmamız lazım. Gerçi ben tıklamasam da yol ortasında cinayetlerin, korkunç kazaların fotoğraflarını azıcık flulaştırıp ani travmalara sebep olan vahşet ve kan sevdalısı bir medya, benim yerime sağolsun hallediyor bu işi.

Spektrumun diğer ucunda da “ilhamlık”lar var. Kilo vermek istiyorum değil mi? Açıyorum Pinterest’i, gelsin fitspiration’lar, gitsin talihsiz bir Bertie Botts şekeri tandansında detoks içecekleri. Gün içinde baktığım dünya tatlısı tavşan fotoğrafının ise haddi hesabı yok, benim diyen en azılı kediseveri bile geçerim bu konuda. Bir günlüğüne de olsa “evet, artık evden çıkıyorum, dil kursuna ve spora başlıyorum” dedirten aydınlamaları fitilleyen o başarı hikayeleri yok mu hele…

Fakat arada bu ikilik çöpe gidiyor, yerine bambaşka bir şey geliyor ve dünyanız altüst oluyor. Bazen öyle hikayelere tanık oluyorsunuz ki, bir saniyeliğine like’ınızı çalan bir hoşluk veya gözlerinizi kaçırtan bir musibet olmuyorlar; ikisinin de üstüne, ruhunuzun tam ortasına oturup adeta “Eee, tam olarak ne yapıyordun sen bakayım?” diyorlar, mıhlıyorlar.

Benim için bu nadir anomalilerden biri Gomidas Vartabed. Rahip Gomidas, müzikolojinin altından girip üstünden çıkmış eşi bulunmaz bir yetenek. Gomidas’ın Anadolu müziğine yaptığı muazzam katkı ise Ermeni halk şarkılarını, Kürtçe ve Türkçe ezgileri büyük bir titizlik ve adanmışlıkla toplaması, kaydetmesi ve derlemesi. Gomidas’la ilk tanışmam Groung ile oldu; turnaya, memleketten haber var mı diye soruyordu. Dinlerken taşları cebime doldurup yavaşça dereye karışmak istesem de, Gomidas’ın kahreden hikayesine daldım: 24 Nisan 1915’te tutuklanan Gomidas, diğer saygın Ermeni aydınlarıyla bir trene konur, sürgüne gönderilmek üzere. Araya girenler sayesinde birkaç ay sonra geri döner, aslında dönemez ve akli dengesini yitirir. Bunun sebebi olarak, gözünün bebeği gibi baktığı çalışmalarının yok edilmesi gösterilir. Üç yıl Lape Hastanesi’nde kaldıktan sonra, Paris’te bir psikiyatri kliniğine gönderilir ve burada, 1935 yılında dünyadan göçer.

Gomidas gibi bir yetenek daha 20. yüzyıla gözlerini açtığında, sene 1903’tü, yer Çekoslovakya’ydı ve dünyanın çivisinin çıkmasına biraz daha vardı. Gelecek vaat eden bir piyanist olarak ismini duyurmaya başladığı zamanlarda, Yahudi aydınlarının götürüldüğü bir nevi “ara kamp” olan Theresienstadt ‘Terezin’e götürülen, annesini ve kocasını bu cehennemde kaybeden Alice Herz-Sommer’ın ise bir çocuğu ve elinde Chopin’in Études‘ü vardır. Alice, içinden hayatları ve ruhları çekilmiş, savaşın ve insanlık suçlarının silip süpürdüğü insanlara onlarca konser verir. Savaştan sonra İsrail’de uzun seneler yaşayan Alice, bir noktada İngiltere’ye gelir ve yakın zamanda oğlunu aniden kaybeder.

Alice’in bütün bu engelleri aşabilmesi müzik ve ona eşlik eden iyimserliği sayesinde olur. Pollyanna veya Heidi gibi insanı rahatsız eden (en azından beni) bir iyimserlik değil; gerçekten yüzüne ve ruhuna işlemiş, gözlerinden başkalarına geçen saf, filtresiz bir iyilik, iyimserlikten bahsediyorum. Bir yaz günü, onun hayatından yaklaşık 40 dakikalık bir parça sunan 6 numaradaki kadın‘ı izlerken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu, çünkü hayatımda yaşadığım onca kayıp ve üzüntüyle, onun yüzyılı aşan engin hayatındaki izleri karşılaştırmadan edemiyordum; ve bu kadın hala “hayattaki her gün güzeldir ve müzik bir rüyadır” diyordu.

Gece oluyor, sıkı yönetimler ve yasaklar başlıyor, bir kısım izliyor, bir kısım elele tutuşmuş canları için savaşıyor. Oturduğum yerden, başım ağrıyarak yeni gönderileri okuyorum. Çığlığın, çaresizliğin, öfkenin ve dayanışmanın videolarını izliyorum. Savaşın ortasında kalmış çocukların gözleri, ekranı parçalayıp bana ulaştığında hangilerinin Alice, hangilerinin Gomidas olacağını düşünmeden edemiyorum.