Çocuklarımız diktatör olmayacak

Carolyn Merchant’ın The Death of Nature’da anlatmaya koyulduğu insan-doğa düalizminin nedenleri Kartezyen felsefede görülür; beden ve ruhun kesin çizgilerle koparılmış olduğu bir sistemde teknolojinin ve bilimsel gelişmelerin yardımıyla insanın doğaya hakim olma çabası acımasız bir hiyerarşide vücut bulur. Beyaz zengin erkek haricinde başta doğa ve kadınlar olmak üzere ‘diğerleri’ gelişme ya da kazanç adına sömürülür. Judith Plant’in “Learning to Live with Differences” makalesi ise ekofeminist bir toplum/topluluğun, bu sömürülen ve çürüyen dünyaya getireceği çözümlere odaklanmakla kalmıyor, insan-doğa-hayvan ilişkilerini nasıl onarabileceğimize dair bir tartışma başlatıyor.

George Miller’ın yönettiği 2015 tarihli Mad Max: Fury Road ise bu ilişkilerin tamamen parçalandığı kıyamet sonrası, distopik bir dünyayı konu alıyor. Neyse ki fiziksel engelli bir kadın, bu dünyada bir önemi yokmuş gibi görülen yaşlı kadınlar ve tek önemi doğurganlığından gelen genç kadınlar –tam da bu yeni düzenin sınır dışına attığı ötekiler– bu savaşa, sömürüye meydan okur.

Picture1

Jim Nollman bir makalesinde Kalahari Çölü’nün zorlu şartlarında beraber yaşayan insanlar ve hayvanların karşılıklı bağlılıklarının arabalar ve tüfeklerle bozulmasından, daha önce hiç ölümcül bir vakanın yaşanmadığı toplulukta aslanların insanlara saldırmasından bahsederken, Batı düşüncesinin doğanın üzerinde tam kontrol kurmakla koltuklarının kabarmasının aslında oransız bir güç kullanımı olduğuna işaret eder. Korku ve ötekileştirmenin karşılıklı güven ve birlikteliğin yerini aldığı bu gerçek hikâye Mad Max‘in kurgusal Avustralya’sında da yankılanır: Motorlu araçlar ve bağlantılı olarak benzinin, suyun en değerli olduğu bu dünyanın başında güçlü, kudretli bir erkek olan Immortan Joe görülür. Sözcük anlamı olarak ‘ölümsüz’ü çağrıştıran bu tiranın doğayı kendi lehine dönüştürüp tüm doğal kaynakları, özellikle suyu elinde bulundurduğunu ve dolayısıyla bu kıyamet sonrası dünyada imkânsız olanı başarıp doğayı alt ederek ölümsüzlüğü elde etmesi, doğurgan kadınları istismar etmesi, Plant’in deyişiyle can doğuran kadın bedeninin üzerinde daha üst bir konum ve zafer kazanılması anlamına gelir.

Picture2

Nükleer/su savaşlarıyla bildiğimiz dünya yok olmuş olsa da, Immortan Joe’nun azılı, zalim karakteri Ursula LeGuin’in Healing the Wounds kitabındaki “Women/Wilderness” öyküsündeki Uygar Adam’ın söylemini devam ettirir:

Uygar Adam der ki: Ben Benim, ben Efendiyim, geri kalan her şey Öteki – dışarıda, altta, altımda, itaatkâr. Ben sahip olurum, ben kullanırım, ben araştırırım, ben sömürürüm, ben denetlerim. Önemli olan benim yaptığımdır. İsteklerim maddenin var olma sebebidir. Ben benim, geri kalanıysa uygun gördüğüm şekilde kullanılacak kadınlar ve vahşi doğa.

Immortan Joe efendidir; emrindeki oğlanları kullanır, genç kadınları sömürür ve doğal kaynakları kontrol eder. Zar zor nefes alır, zehirlenmiş ve asitlenmiş bir dünyanın patriyarşik sistemi vücudundaki dev irinler, tümorler gibidir; savaş maskeleri ve zırhlarla kapatılır, güçlendirilir. Plant’in makalesinde değindiği üzere Avrupa’dan gelen kolonilerin Yeni Dünya’da tutunması için Iroquis, Mohawk gibi Amerika yerlilerinin elinden çaldığı topraklar, evler, kaynaklar gibi Immortan Joe’yu ve dev çocuklarını ayakta tutan bu işe adanmış kadınlardan alınan anne sütüdür. Yerlilere ‘kültür’ getiren, onları Hıristiyanlaştırarak kurtuluşa bir adım yaklaştıran Avrupalıların ve günümüzün hükümetleriyle işbirliği içinde koca bir ekosistemi katleden uluslarötesi şirketlerin sesi Immortan Joe’nun ‘balkon konuşması’nda duyulur: “Ben sizin kurtarıcınızım! Benim elimle bu dünyanın küllerinden doğacaksınız!”

Plant’in öne sürdüğü şekliyle bugün gitgide daha fazla insanın doğanın dengelerini tehdit eden baskıcı ve sömürücü aktivitelerin derin sonuçları olduğu gerçeğini görmeye başlaması gibi Imperator Furiosa ve Immortan Joe’nun malları olmadığını duvarlara yazan “değerli damızlık” kadınlar da Dünya’yı kimin öldürdüğü sorusunun cevabının tam da Immortan Joe olduğunu bilirler ve kaçış planlarını uygulamaya girişirler. Ekofeminist ve barış aktivisti Ynestra King’in dediği gibi onlar “çürümüş turtadan bir parça alma” derdinde değildir, belirlendiği gibi kurşun ve benzin almaya gitmeyecekler; tam da bu yoldan sapıp Furiosa’nın bahsettiği “Yeşil Yer”e ve “Nice Anneler”e ulaşacaklardır. Amansız bir takip sonrası peşlerindeki Immortan Joe ve askerlerini atlatınca, damızlıklar genital bölgelerini kilit altına koyan demirden kemerlerini kırarlar, hatta içlerinden biri, The Dag, çölün kuru topraklarına düşmüş bu prangaya bir güzel tekme savurur.

Kelimenin tam anlamıyla V8 motoruna tapan, en kıymetli varlığı direksiyonu olan yarı ömürlü, hastalıklı Savaş Çocuğu Nux ile sadece hayatta kalmaya çalışan uyumsuz, aykırı Max’in kadınların müttefiki haline gelmesi, Plant’in dediği üzere uzun süre ve sıkı şekilde mücadele etmelerinden sonra gerçekleşir. Ateş ve kandan oluşan bu dünyada “damızlık stoku” ve “savaş yemi”nin yeri aslında benzerdir. Nux’ın şanlı bir son olarak düşündüğü Valhalla hayallerinin suya düşmesi üzerine ağlamasına Capable “Bence kaderinde bunlar yok” diyerek cevap verir: Plant’in belirttiği gibi aslında hiçbiri ne cennetten geliyordur ne de cennete geri dönecektir. “Anti-tohum” kurşunların yerine patriyarşinin yok saydığı toprağın, organiğin gerçek tohumların ekildiği, umudun yeşerdiği Yeşil Yer’e gitmeye yola koyulduklarında gezegendeki tüm hassas yaşamı yok etme tehlikesi olan maddi kirlenmeyi üreten, sürdüren, gizleyen ve meşrulaştıran düzeni değiştirmeye giderler. Ancak onları bekleyen Yeşil Yer çoktan asite ve karanlığa kurban olmuştur.

Picture3

Geriye birkaç Anne kalmıştır. Nihayet buluştuklarında, genç ve yaşlı kadınlar birbiriyle kaynaşır, bilgilerini karşılıklı değiş tokuş ederler. Görünürde motorsikletlerin üzerinde, ateşli silah uzmanları olan bu kadınlar sisteme teslim olmamıştır, sadece bir süreliğine hayatta kalmanın kurallarını uyguluyor gibidirler. Nitekim öldürmekten daha fazlasına sahiptirler; beraberlerinde yuvaya ait, “gerçek yadigârlar” olan tohumlar vardır ve ilk fırsatta zehirli, asitli olmayan toprağa dikeceklerdir. Furiosa ve diğerlerinin kaçmak istediği tiranlığın ters yönü ise kilometrelerce uzanan bir tuz çölüdür; doğrusu, bir başka güçlük, belki de başkalarının tahakküm kurduğu başka topraklardır. Citadel’deki yeşilliği, suyu, ekini tek bir erkeğe bırakmak yerine geri dönüp hak talep etmek, daha doğrusu bunların iadesini istemek, bıraktıkları evi tekrar tanımlayıp dönüştürmek Plant’in önerdiği bio-bölgeselcilikle (bio-regionalism) büyük ölçüde uyuşur: uzakta olan yerine kendi evlerine ve cemaatlerine dikkatlerini vermek, doğa içindeki yerlerini bilmek ve hem doğal dünyayla hem de insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmak. Murray Bookchin’in sosyal ekolojisinde olduğu gibi, evlerimiz gerçek değişimin merkezi olma potansiyeline sahiptir; öyle ki, Furiosa ve diğerlerinin yaratacağı yeni değerlerin Citadel’de geniş yankı bulması mümkündür.

Citadel’e dönüş yolunda Furiosa ve diğerleri büyük kayıplar vererek Immortan Joe’yu alt ederler. Elbette, yendikleri sadece etten kemikten bir erkek değil, onun temsil ettiği krom ve benzinden ibaret, tecavüz ve sömürünün sembolü olan mekanik dünyadır. İnsan kibrinden, sado-tarafsızlıktan, akılcılıktan ve ‘doğa’ ile ‘kültür’ü ayıran düalistik kültürün sebep olduğu ekolojik krizi geriye almak üzere önemli bir adım atmışlar, bu mekanik düzeni paramparça etmişlerdir. “Hayatının sürdürülebilirliğini sağlayan ötekiyi yutmaya yönelmiş olduğu için öykünün sonu ya dayandığı ötekinin ve dolayısıyla kendisinin de ölümüyle, ya da tahakkümden vazgeçmesiyle, yani efendinin başarısızlığı ve dönüşümüyle gelir” diyen Plumwood’u doğrular şekilde, Immortan Joe ölür ve geriye dönüşümü başlatacak kadınlar kalır.

Picture4.png

Mad Max: Fury Road, egemen sinemayı ve onun erkek-egemen temelini sorgulayan bir sinema pratiği olan karşı-sinemanın pekâlâ okkalı bir örneği olmayabilir. Ancak ekofeminizmde tartışılan pek çok konunun, özellikle Plant’in makalesinde ele aldığı biyolojik krize ilişkin gerçekçi çözümlere kurgusal bir zemin verdiği açıktır. Korku ve iktidarın hüküm sürdüğü karanlık çağlardan sıyrılıp yeni bir varoluş şeklinin mümkün olduğu gerçeği, Furiosa ve diğer kadınların mücadelesinde görülebilir.

Oh yeah, Mad Max!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s